Bir Merhaba Bin Gülüş

Sabahın erken saati. Özel bir bankanın servis aracındayım. Aracın solunda, önde ve bir numaralı koltukta oturuyorum. Servis hareket ediyor. Kısa süre sonra kaldırımda bekleyen kadınlı erkekli bir grubun önünde duruyor. O kişiler araca biniyor. Kendilerine bir yer bulup oturuyor. Araç hareket ediyor.

Servis aracı hareket ettikten bir süre sonra yine duruyor. Yolda bekleyen diğer kurum çalışanları araca biniyor. O kişiler de kendilerine bir yer seçip oturuyor. Bu durum en az altı kez tekrarlanıyor.

Derken ansızın fark ediyorum. Bir kişi, sadece bir yolcu araca bindiğinde şoföre “günaydın” dedikten sonra kendine bir yer seçiyor. Bir kişi de şoföre ve bana gülümseyerek arkaya geçiyor. Bu farkındalığım canımı sıkıyor…

Başka bir gün öğlene doğru görüşme yapacağım okulun giriş kapısındayım. Camekanlı bir danışmada oturan güvenlik görevlisi gölgemi fark edip, başını kaldırıyor. “Günaydın” diyerek yürüyüşüme devam ediyorum. Görevli başını öne eğerek cep telefonuna olan yoğun ilgisini (!) sürdürüyor.

Öğle bitiminde hastanede ve üçüncü katın danışma bölümündeyim. İşlemlerimi yaptırıyorum. Laboratuvar sonuçlarımı doktora göstermek için sıra bekliyorum. Elimde kitabım var ama sadece satırlara bakıyorum. Okuyamıyorum. Aklım yine aynı konuya takılıp kalıyor. Danışmaya gelip gideni dikkatle izliyorum. Bir kişi bile orada çalışanlara selam sözcüğü kullanmıyor…

Bir öğleden sonra, uzun zamandır planladığım sanat merkezine gidiyorum. Yeni iki sergiyi gezmenin heyecanıyla kata çıkıyorum. Merdivenlerin sonunda taze traş losyonu kokusunu fark ediyorum. Aynı anda ütülü takım elbiseleri ve temiz ayakkabılarıyla ayakta bekleyen bir grup beyefendiyle burun buruna geliyorum. Gülümsüyorum. Gülüşüm yüzümde donup kalıyor. Bir teki bile gülümsememe karşılık vermiyor.

Akşam 19.00 civarında eve dönerken caddedeki alış veriş merkezine uğruyorum. Günlük ihtiyaçlarımı alıp kasada sıraya geçiyorum. Bekleyen altıncı ya da yedinci kişiyim. Aklımda yine aynı konu var. Sıradakiler, kasadaki kişiyle bir tek sözcükle bile olsa selamlaşmadan para ya da kart alışverişi yaparak işlerini bitiriyorlar. Sessizce sürüp giden bir akış var: Sıradaki, sıradaki… İşlem tamam.

Gece yarısına doğru havaalanındayım. Uçağa binmek üzere sıraya geçiyorum. Önümde yaklaşık on kişi var. Ansızın kendimi yakalıyorum: Yine kulak kesilmişim. Önümdeki yolcuların konuşmalarını duymaya çabalıyorum. Duyamıyorum. “Kolay gelsin” derken yer hostesine kimliğimi ve telefonumu uzatıyorum. Körüğe ilerleyip uçaktaki yerime geçiyorum.

Sözün kısası; günün hangi saati olursa olsun yolda, asansörde, tiyatroda, metroda, konserde, mağazada vb. birbirine selam verenleri göremiyorum. Şehirler ya da mekanlar değiştiriyorum, farklı saatlerde dikkat kesiliyorum ancak gözlemlerim değişmiyor. Üstelik bu gözlemler sadece yüz yüze olan karşılaşmaları içeriyor. Telefon konuşmalarını bu paylaşımın dışında tutuyorum. Şaşkınım.

Acaba bu durum beni neden rahatsız etti? Ne zamandır bunun farkındayım? Peki ben ne yapıyorum? Aklımda Özdemir Asaf’tan bir dörtlük var. İçimden tekrar ediyorum:

 

“Gülüş bir yanaşımdır öbür bir kişiye;

Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye…

Anılardan kale yapıp sığınsa bile,

Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.”

 

Nerede olursam olayım ve kiminle karşılaşırsam karşılaşayım başkalarına “günaydın, kolay gelsin, bereketli işler, iyi akşamlar vb.” ifadelerini cömertçe söylemeye ya da en azından bir gülümsemeyle davranışta bulunmaya özen gösteriyorum. Kızgın olduğumda, özel bir durumum varsa ya da içinde bulunduğum anda duygularım karmaşıksa bile buna dikkat ediyorum.

Sonra? Sonra şu sıralar bolca düşünüyorum ve yanıt arıyorum: Bir merhabayla bin gülüş paylaşılır mı?


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir