Bakın Şu Enes ve Barış’ın Öğrettiklerine!

Öğretmenliğe bir süreliğine döndüğümde, çevresi tarla ve bahçelerle çevrili bir köy okulunda 2. Sınıf öğrencilerini okutacaktım. Üç aylık tatilden sonra öğrencilerin okuma yazmayı unutup unutmadıkları endişesiyle sınıfa girdim ve iki öğrencinin okuma yazmayı öğrenemediklerini tespit ettim. Enes ve Barış.

Son derslerde diğer öğrenciler okuma-yazma ya da resim çalışmalarını yürütürlerken iki öğrenci ile ilgilenmeye başladım. İki öğrenciyi öğretmen masasına çağırıyor orada çalışıyorduk. Barış’ta okuma yazma öğrenmesine dair bir umut göremiyordum. Barış’ın öğrenememesinin altında annesini iki yıl önce yani altı yaşındayken kanserden kaybetmesi yatıyordu. Çocuk kendini tam anlamıyla derse veremiyor, okulda gösterdiğimiz çabayı evde halaları ile devam ettiremiyordu. Aile doğudan göç etmiş kalabalık bir aileydi. Barış’ın bu durumu karşısında ne yapacağımı bilmiyor bu konuda ki tecrübesizliğimi de fark ediyordum. Bazen Barış’ı camdan dışarı bakarken ve bir türkü mırıldanırken buluyor, mümkün olduğunca başını okşuyor, konuşmaya çalışıyordum. Bir süre sonra Barış’ı 1. Sınıfların okuma yazma çalışmalarına dâhil ettik ama son ders saatlerinde Enes ile birlikte onunla da çalışmalarımıza devam ediyorduk.

Bir ara, konuları yetiştirebilmek için sınıfla ilgilenmem gerekti ve çalışmalarımızda kopukluk oldu. Enes, ara ara masama gelip “öğretmenim çalışmayacak mıyız?” demeye başladı. Çok şaşırmıştım. 1.sınıfta okuma yazma öğrenememiş bir öğrenci şimdi işini takip ediyor ve öğretmenine işini aksattığının mesajını veriyordu. O zaman anladım Enes okuma yazma öğrenecekti. Enes’i tanımak, çok iyi tanımak gerekiyordu. Kişiliğini tespit ettiğim an Enes okuma yazma öğrenecekti. Annesi ve ablası ziyaretime geldiler. Evde nasıldır, neler yapar bunlar hakkında konuştuk. Enes bir köy çocuğuydu. Aile içerisinde kendisini babadan sonra ikinci sıraya koymuş, annesi ve ablalarını koruyan, yeri geldiğinde uyarılarda bulunan yetişkin bir ruh hali içerisindeydi. Anladım ki Enes kendisine yetişkin gibi davranılmasını ve sorumluluk verilmesini istiyordu. Hemen üçlü bir yapı kurdum. Ben, Enes ve Barış. Bir ekiptik. Benim işim, Enes ve Barış ile okuma yazma çalışmalarını yürütmek ve Enes’e ödev ve görevler vermekti. Enes okuma yazma ödevlerini yaptıktan sonra, benim kontrolümde Barış’tan sorumlu olacak, o gün öğrendiği ve yazdığı kelimeleri Barış’a okutacak ve yazdıracaktı. Bu çalışmalarından sonra görevini layıkıyla yerine getirdiği için takdir edecek ve ödüllendirecektim. Barış 1.sınıfların okuma yazma derslerine katılmasına ve birlikte çalışmamıza rağmen anne sevgisi, şefkati ve sıcaklığından yoksun olmasından dolayı okuma yazmayı o yıl da öğrenemedi. Enes hakkında yanılmamıştım. Enes öğrendiklerini arkadaşına aktarırken bilgilerini daha da pekiştirmiş, kendine güveni gelmiş ve okuma yazmayı öğrenmişti.

Öğretmenden Enes’e, Enes’ten Barış’a yöntemini yani güçlü yönü olan öğrencinin gelişime ihtiyacı olan öğrenciye yardımcı olmasını, usta öğretmenlerimiz yıllardır uygulamaktalar. Ben o yıl tecrübe edebildim. Bu yöntemi öğretmenler ve akademisyenler okullarda uyguladığı gibi bilinçli yöneticiler de iş yerlerinde uygulamaya başladılar. Bu uygulamanın temel amacı insan potansiyelini geliştirmek ve etkin bir insan yaratmaktır.

Benim öğrencilerle ego çatışmam olmamıştı. Enes ve Barış’ın arasında da olmadı. Birlikte çalıştıkları zamanlarda, Enes’in Barış’ ı kardeşi gibi görüp “ senin de öğrenmeni istiyorum “ çabasını hep gözlemledim. Aynı uygulamayı yetişkinler arasında düşünelim. Öncelikle kişinin, tespit edilmiş gelişime açık yönlerini kabul etmesi ve geliştirmek istemesi gerekir. Sonra bu alanda güçlü yönü olan bireyin, destek sağlayacağı arkadaşı ile arasındaki iletişimine özen göstermesi önemli bir noktadır. Bu ince bir ayrıntıdır. Birinden biri bu ince ayrıntıyı kaçırdığında ego çatışması başlar. Önemli olan “Senin de öğrenmeni istiyorum” çabasının içten olmasıdır. Ekip üyelerinin üstün yönleri tespit edilip, birbirlerini tamamlamaları için bu yöntem kullanılacaksa, iletişim ve aktarma gibi bazı becerilerin geliştirmesi gereklidir. İyi kontrol edilerek uygulanırsa, kişinin kendisini güçlü hissetmesine, iyi ifade etmesine, özgüvenin artmasına ve faydalı işler yapmak istemesine katkı sağlayacaktır.

Hep söylerim, öğretmenlik yaptığım dönemlerde çocuklar bana çok şey öğretti. Barış ve Enes benim öğrencilerim olmasaydı bu yöntemi uygulamamış, tecrübe etmemiş ve belki de uzun bir süre bu yöntemle karşılaşmamış olacaktım. Barış’a okuma yazma öğretememenin üzüntüsünü hala duyarım. Enes artık 4. sınıfa başlayacak. Köyden geçtiğim zamanlarda Enes ile uzunca bir süre, köy kahvesinde geleneksel hale getirdiğimiz okuma çalışmalarımızı yaptık. Kim bilir belki de bir dahaki sefere bu yazıyı okuturum.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir