“Azmi İnovasyonla Bilenenler”, “Çalışıyorsa Kurcalama”cılara Karşı…

Televizyonda bir dönem sıklıkla yayınlanan “Türkiye Markası Tanıtım Filmi” nde bir cümle çok ilgimi çekmişti: “Azmi inovasyonla bilenen, genç ruhu tutkuyla büyüyen ………. bir ülkeyiz biz.”…

Bir an için “Eyvah, bu iki gruba da girmiyorum galiba, başka bir ülkenin vatandaşı mıyım yoksa?” diyerek kaygılandım. Neyse ki genç derken söz konusu edilen ruhmuş. Böylece en azından ikinci gruba dahil edebildim kendimi.

Ama cümlenin birinci bölümüyle ilgili kaygılarım hâlâ devam ediyor, gerçekten azmimiz inovasyonla bileniyor mu?

Yıllar önce gittiğim restoranda bir uyarı yazısı görmüştüm. Yazı, yeni olduğu fark edilebilen bir makinenin üzerine yazılmıştı. Makinenin yeni olduğu belliydi, ancak ne işe yaradığı pek belli değildi. Sonradan öğrendiğime göre bir tür çay – kahve makinesiymiş. Yazı ise aynen şöyleydi: “Çalışıyorsa kurcalama!”

Garsona sordum “Nedir bu?” diye, cevap ilginçti: “Efendim aslında bizim patron pek statükocu değildir ama yazdı işte, her geçen bir yerini kurcalıyordu. Bu çözümü buldu.” Garsonun cebinde bir yerlerde felsefe sözlüğü bulundurduğunu düşündüm statüko kelimesini duyunca.

Adamcağız bıkmış “Şurasını değiştirsek daha hızlı çalışır mı veya daha az elektrik tüketir mi” diyerek cihazın sağını solunu kurcalayanlardan. Her dokunan bir yerini bozup masraf çıkardığından “Hiç olmazsa mevcudu koruyayım. Vazgeçtim az elektrik harcamasından” diyerek, bizim garsonun deyişiyle statükocu olmayı seçmiş: Çalışıyorsa kurcalama!

Türk Dil Kurumu internet sitesinde statükocuyu iki şekilde tanımlıyor:

1. Süregelen durumu korumaya meyilli olan (sıfat)

2. Değişime direnen

Pek çok şirkette rahatlıkla görebileceğimiz bir kutuplaşmadır; bir tarafta değişime ayak direyenler, bir tarafta ise değişim rüzgârlarını kurumun her yerinde estirmek için canhıraş uğraşanlar. Yani, “Çalışıyorsa Kurcalama”cılar, “Azmi İnovasyonla Bilenenler”e karşı!

Maalesef çoğu kez birinci grup ikinci grubu yeniyor. Bir süre sonra da ikinci gruptakiler de saf değiştirip birinci gruba dahil oluyorlar. Öyle ya, eski köye yeni âdet, ne gerek…

Bu arada ikinci grubun zafere ulaştığı kurumlar yok mu? Elbette var. Onlar zaten pazar payı, karlılık, müşteri memnuniyeti, sadık müşteri oluşturma gibi alanlarda elde ettikleri başarılarıyla hemen gözümüze çarpıyorlar. Ne var ki Türkiye’de sayıları az.

Peki neden az?

Bir şirket kuran, yıllarca emek harcayıp alın teri dökerek işini belli bir noktaya taşıyan, kısaca tırnaklarıyla kazıyarak oluşturduğu organizasyonu sektörün önemli bir oyuncusu haline getiren kişilerin “mevcudu koruma” güdüsüyle hareket etmeleri anlaşılmayacak bir durum değil. Benzer şekilde, insanların kendilerine oluşturdukları “konfor alanı”nı terk etmekte zorlanmaları da kolaylıkla açıklanabilir.

Üstelik iyi niyetle bile başlamış olsa, pek çok yenilikçi hamlenin başarısızlıkla sonuçlandığını da biliyoruz. Pazarda kendine yer bulamayıp çöpe giden yeni ürünler, “kurumsallaşma hamleleri” başladığında sistemi kilitlenip neredeyse iş yapamaz hale gelen organizasyonlar, “en son” diyerek piyasaya sürülen ancak rakipler tarafından kolaylıkla taklit edilip geliştirilerek hemen “eski”yen teknolojiler… Hepsi gözümüzün önünde dururken, zor değil mi “çalışıyorsa kurcalama” düşüncesini savunanların dikkatini inovasyona çekmek?

Başrollerinde Sean Connery ve Catherine Zeta Jones’in oynadığı Entrapment (Kurda Tuzak olarak dilimize çevrilmişti.) filminde Connery’nin muhteşem bir cümlesi vardı: Impossible, but doable (olanaksız, ama yapılabilir). Ben bunu biraz yumuşattım, zor ama yapılabilir.

Önce inavosyonu doğru tanımlamak lazım. Bunu ben yapmayacağım. Dr. Ferdi Bişkin, “Bir Milyon Dolarlık İnovasyon” başlıklı yazısında (http://izgorenakademi.com/index.php/company-blog/item/338-bir-milyon-dolarlik-inovasyon) farklı inovasyon tanımlarını gayet güzel aktarıyor.

Konuyu çok başarılı aktaran başka bir kaynak ise, Bora Özkent’in “Adım Adım İnovasyon” isimli kitabı. Okurken en çok keyif aldığım “adım” ise 1. adım: Hurafelerden Kurtulun.

İnovasyonu “çalışıyorsa kurcalama”cılara anlatmaya çalışanlar arasında, bu kavramı tam olarak kavrayamayanların da bulunduğunu görmek zaman zaman mümkün. Kurum felsefesinin tam da göbeğinde yer alması gereken unsurlardan biri olan “inovatif yaklaşım” alanında kendini geliştirmek isteyenlerin mutlaka Hem Ferdi Hoca’nın yazısını hem de Bora Hoca’nın kitabını okumalarında büyük fayda görüyorum.

Bu yazının hemen başında bahsettiğim tanıtım filmi, “Türkiye gücünü ve potansiyelini keşfet” cümlesi ile sona eriyor.

Şirketlerin de inovasyonun hakkını verebilmeleri için keşfetmeleri gereken şey, daha doğrusu kişi ise MÜŞTERİ!

Müşterilerin; ihtiyaçlarına, çözülmemiş ya da daha iyi çözümler bulunabilecek sorunlarına eğilmek gerekiyor. Modaya uyup körü körüne değişim, gelişim, farklılaşma rüzgârlarının peşine takılmak değil de, müşterilere odaklanmak inovasyonun merkezinde olmalı.

Kalabalık şehirlerde taksi bulmanın zorluğunu bilen, sürücünün “kısa mesafe” gidecek müşterilere nasıl davrandığını gören milyonlarca insan vardır. Bu milyonların içinden sadece birkaçı “Nasıl bir çözümle taksi arayan insanların hayatını kolaylaştırırız” diye düşündü ve kurcaladı. İnterneti kullanarak inanılmaz bir iş çıkardılar.

Konaklamak için otel ararken onlarca internet sitesi arasında kaybolan müşterilere “Buyurun; fiyat, yer, konfor ve benzeri kriterlerinize en uygun otelleri bir arada sunuyoruz” diyerek, tek bir internet sitesi üzerinden sorunu çözenler, yine “kurcalamayı” sevenler arasından çıktı.

Otostop, ülkemizde özellikle de öğrenciler için iyi bir çözümdü. Birileri durmadı, bu işi de kurcaladı. Artık internet üzerinden bir tür otostop yapabiliyoruz.

İnovasyon tüm sorunlara web tabanlı çözümler bulmak değil elbette. Ama tek başına değişim, farklılaşmak ya da ilk olmak da değil; hepsinden önce müşteri merkezli olmak.

Azmi gerçekten inovasyonla bilenenler, işin tam da merkezine müşteriyi koyanlardır, müşteriyi ve gereksinimlerini koyabilenlerdir.

Tamam, “Gücünü ve potansiyelini keşfet.” Bununla beraber müşteriyi keşfet ki gücünü, iş dünyasının kıt kaynaklarını doğru yerde, doğru zamanda ve doğru işte kullan.

Bu yapıldığında “kurcalayanlar”a karşı gelenlerin taraf değiştirmelerinin kolaylaşacağına inanıyorum.

Bol kurcalamalar diliyorum.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir